Türkiye Cumhuriyeti

Zürih Başkonsolosluğu

Bilgi Notları

Türkiye-İsviçre İkili İlişkileri, 31.03.2016

Osmanlı dönemindeki ikili ilişkiler 1898 yılında Cenevre'de bir Konsolosluk açılması ile başlamış, bunu 1900 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun Brüksel’deki Elçisinin İsviçre nezdinde görevlendirilmesi takip etmiştir. 1915 yılından itibaren Bern’de mukim bir Osmanlı Elçisi görev yapmaya başlamıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyete geçiş sırasında ilişkiler kopmamış ve 1 Kasım 1922 tarihinden itibaren Türkiye adını kullanmaya başlayan Bern’deki Elçilik, Cumhuriyetin ilanından sonra Maslahatgüzar seviyesinde resmen faaliyetine başlamıştır. Cumhuriyet dönemindeki ilk Elçi Mehmet Münir Ertegün, güven mektubunu 1 Ekim 1925 tarihinde sunmuştur. İsviçre ülkemizdeki ilk temsilciliğini 1928 yılında (İstanbul’da bir Elçilik), Ankara’daki misyonunu (1957’ye kadar Elçilik) ise 1934 yılında açmıştır.

Türkiye-İsviçre ikili ilişkileri 1925 tarihli “Dostluk Anlaşması” temelinde sürdürülmekte olup, İsviçre Hükümeti ülkemizle olan ilişkilere büyük önem verdiğini her fırsatta belirtmektedir. Son yıllarda karşılıklı üst düzey ziyaretlerde de bir ivme gözlenmektedir. Bu çerçevede, dönemin İsviçre Konfederasyon Başkanı Pascal Couchepin’in, 7-11 Kasım 2008 tarihlerinde ülkemizi ziyaretinin ardından, 11. Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün, 25-26 Kasım 2010 tarihlerinde İsviçre’ye gerçekleştirdikleri devlet ziyareti, ülkemizden bu ülkeye Cumhurbaşkanı düzeyinde gerçekleştirilen ilk ziyaret olmuş ve ikili ilişkilerimizin tüm veçheleriyle ele alınmasına imkan sağlamıştır. Dönemin İsviçre Konfederasyon Başkanı ve Dışişleri Bakanı Micheline Calmy-Rey, ikili temaslarda bulunmak ve Dördüncü Büyükelçiler Konferansı’na hitap etmek üzere 26-27 Aralık 2011 tarihlerinde ülkemizi ziyaret etmiştir. Dönemin İsviçre Kantonlar Meclisi Başkanı Erika Forster-Vannini’nin, 3-7 Mayıs 2010 tarihlerinde ülkemizi ziyaretini, Dışişleri eski Bakanı Sayın Ali Babacan’ın, 10-12 Eylül 2008 tarihlerinde İsviçre’yi ziyareti takip etmiştir. Son olarak, Sayın Başbakanımız dönemin Dışişleri Bakanı olarak, 10 Ekim 2013 tarihinde Bern’i ziyaret etmiştir.

Son dönemde iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerde de önemli ilerlemeler elde edilmiştir.  Türkiye ile İsviçre arasındaki dış ticaret verileri incelendiğinde, 2000 yılında iki ülke arasında 1.36 milyar ABD Doları düzeyinde olan dış ticaret hacminin 2014 yıl sonu itibariyle 8 milyar ABD Doları  (3.2 milyar ABD doları ihracat ve 4.8 milyar ABD doları ithalat) seviyesine ulaştığı görülmektedir.

İsviçre ile ilişkilerimizin bir diğer önemli boyutunu da bu ülkede yaşayan yaklaşık 130 bin vatandaşımız oluşturmaktadır. İsviçre, çifte vatandaşlığı 1992 yılında tanımış olup, yapılan bir araştırmaya göre, vatandaşlarımızın %60’ı İsviçre vatandaşlığına geçiş için gerekli koşulları haiz olmakla birlikte yaklaşık % 40’ı İsviçre vatandaşlığını almıştır. 2015 verilerine göre İsviçre'de yaşayan yaklaşık 1.937.400 yabancı nüfus içinde Türkler, oransal olarak İtalya (% 15,4), Almanya (% 15,1), Portekiz (% 13,1) ve Fransa (% 5,7), Sırbistan (% 4,7), Kosova (% 4,5) ve İspanya (% 3,9) vatandaşlarından sonra  % 3,6 ile 8. sırayı almaktadır.

İsviçre’deki vatandaşlarımızın büyük bölümünü ülkeye son 30-40 yıl içinde işçi olarak gelenler oluşturmaktadır. Bugün itibarıyla, bu vatandaşlarımız, çocukları ve torunları da dahil olmak üzere üç kuşak İsviçre’ye yerleşmiş durumdadırlar. Eğitim, sanat, bilim, ticaret, iş, spor ve siyaset gibi birçok alanda önemli varlık gösteren vatandaşlarımız, İsviçre toplumunun saygın bireyleri olarak Türkiye ve İsviçre arasında önemli bir köprü işlevi görmektedir.

İsviçre'de yaşayan Türk nüfusu genç bir yapıya sahiptir. 0-16 yaş grubu, vatandaşlarımızın toplam nüfusunun yüzde 32'sini,  0-25 yaş grubu ise yüzde 50'sini oluşturmaktadır. 50 yaşın altındakilerin oranı yüzde 85’i bulmaktadır. Vatandaşlarımızın %85’i İsviçre’nin Almanca, %10’u Fransızca, %5’i ise İtalyanca konuşulan kantonlarda yaşamaktadırlar. En fazla Türk nüfusun yaşadığı kantonlar sırasıyla Zürih, Basel, Aargau, St.Gallen, Solothurn ve Bern’dir.

İsviçre’de doğmuş Türkler ikamet ettikleri kantonun dilini esas dil olarak kullanma eğilimi göstermektedirler. İsviçre makamları tarafından yapılan bir ankete katılan İsviçre’de doğmuş Türklerin % 65’i, konuştukları “esas dilin” İsviçre’nin ulusal dillerinden biri olduğunu (Almanca, Fransızca, İtalyanca) belirtmiştir. Araştırmaya göre, bu oran İsviçre’deki Türklerin genelinde % 30 civarındadır.

İsviçre'de istihdam pazarına dışarıdan katılan genelde vasıflı işgücü potansiyeli, bu ülkede  yaşayan ve  yeterli  mesleki eğitim almamış göçmen işçiler arasında işsizliğin artmasına neden olmaktadır. Vatandaşlarımızın yaklaşık 40 bini halen çalışmakta, bunların % 50’si hizmet, % 24’ü metal-makine sanayinde, % 26’sı inşaat, tarım ve tekstil gibi sektörlerde istihdam edilmektedir. İsviçre'de işsizlik oranı,  genel nüfusa oranla % 3,1 seviyesinde olup, işsiz kesimin % 54’ünü İsviçreliler, % 46’sını ise yabancılar oluşturmaktadır. İşçi Bulma Kurumu’na kayıtlı vatandaşlarımız arasındaki işsizlik oranı ise (çifte  vatandaşlar hariç) % 3,7 civarındadır.

İsviçre okullarında ders saatleri içinde, ders saatleri dışında ve bazı okullarda da hafta sonları vatandaşlarımızın çocuklarına anadil ve kültür dersleri verilmekte olup halen Türkçe ve Türk Kültürü derslerine devam eden öğrencilerin oranı % 24,2; toplam öğrenci sayısı ise 2.397’dir.

Vatandaşlarımızın kurdukları sivil toplum örgütleri ağırlıklı olarak kültürel, sosyal, sportif ve dini alanlarda faaliyet göstermektedir.